Ana menü

Giriş

Giriş yapmak için lütfen kullanıcı adı ve şifrenizi giriniz



Hangi Takımı Tutuyorsunuz
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8
mod_vvisit_counterDün21
mod_vvisit_counterBu hafta8
mod_vvisit_counterBu ay517
mod_vvisit_counterToplam15158

kavasali ziyatetçileri

Şu anda 4 konuk çevrimiçi
Gönülsüz birleşmelerden fikirsiz evlatlar doğar! PDF Yazdır e-Posta

BİR fikri "pazarlamak" için inanmak gerekmez... Aynen Türkiye'nin AB üyeliğini pazarlayan her görüşten siyasetçi, gazeteci ve kamuoyunun önündeki birçok ismin, 20012007 arasında yaptığı gibi...
Sevgili dostlar, yıl 2011! 1854 veya 1870'ler değil. Yeni bir dünya, yeni bir "düzen" var ve Türkiye 2011 yılına emperyal bir vizyonla giriyor. Bu gerçekten yola çıkarak bugün özellikle hepimizde "yeni bir başlangıç" algılaması varken, Türkiye'nin "baş belası" Avrupa sevdasına değinmek ve "yok olana ortak olma" yoluna bizi sokmaya çalışanlara karşı sizleri uyarmak istiyorum.
Dostlarım, Türkiye'nin asla ama asla gerçekten bir Avrupa projesi olmadı ve en önemlisi "Avrupa Birliği" diye bir proje kendi içinde de asla hayata geçemedi...
Peki bugüne kadar neler oldu? Yaşananları özetlemek ve sonrasında sentezle bitirmek istiyorum:
1- Müzakere dedikleri "görüşmeler" 2007 yılından itibaren resmi olarak askıya alındı.

2- AB ile müzakereler "sözde" 2007'den çok önce başladı. Ama asla ilerlemedi...
3- Türk kamuoyunda tarama ve müzakere süreci birbirine karıştı. Hâlâ müzakere edilmiş ve Türkiye'nin, AB standartlarına uyduğuna dair "onaylanmış" tek bir başlık dahi yok. Neden mi yok? Rumlara limanları açmadıkça açılanlar kapanamıyor da ondan!
4- 2007'de Rumlara limanları açmama sonucu askıya alınan başlıklar: "Malların serbest dolaşımı, taşımacılık, Gümrük Birliği, tarım, balıkçılık, dış ilişkiler, mali hizmetler ve iş kurma hakkı." O günden bugüne değişen "virgül" dahi yok!
5- 2007 sonrası "kaosa dönüşen yapının" özünde AB tarafından alınan şu karar yatıyor: "...Hangi başlık açılırsa açılsın, Türkler Rum tarafını Kıbrıs olarak tescil etmezse o başlık kapanmaz... "
6- AB aynı kararla Türkiye'nin limanlarını açıp açmayacağına dair gözlem süresi koydu ve 2007, 2008, 2009, 2010 yıllarında rapor yazıldı. Sınıfta kaldık, AB karnemiz çok kötü.
7- Bu maddeye kadar yazdıklarım çok açık: Türkiye'nin "gerçekten AB süreci" yok. Hiçbir zaman "olmadı"... Ve asla olmayacak... 2007 sonrasında yaşananlar ile "yokluğu" da kesinleşti...
Sonuç: Yıl 2011 ...1870'li yılların Batı hayranı gazetecileri, siyasetçileri hâlâ eksilerek de var olsalar bile artık yeni bir dünya, yeni bir düzen ve yeni bir Türkiye var. Türkiye'nin içine girdiği, zorla sokulduğu, asla kendisine sorulmadığı AB süreci "bir devin beynine sıkılan ilaçla uyuşturulmasından" başka bir şey değil. 2011'de bu ilaçtan tamamen kurtulacağız ve yeni denklem içinde "hak ettiğimizi" alacağız.
Son söz: Her yılın ilk gününe AB uyarısıyla başlarım. Bir Türk vatandaşı olarak 2011 için tek bir temennim var: Bu ilaçtan bir an önce kurtulmalı ve yeni yılda yeni senaryoları sorgulamalıyız. Dünya değişiyor, denklem yeniden yazılıyor ve biz "açıkça" bu Avrupa illetinden kurtulmayı hâlâ denemiyoruz!
Sentez: Bu topraklar hiçbir zaman Avrupa'nın parçası olmadı. Avrupa ile coğrafyamız arasında, üzerinde hangi medeniyet olursa olsun, her zaman "iktidar" kavgası oldu. MS 196 yılında, bölgenin ve Anadolu uzantısının en önemli yönetim merkezi olan bugünün "İstanbul coğrafyası", Roma İmparatorluğu'nun eline geçti. 330 yılında Konstantin, bölgeyi "Roma İmparatorluğu"nun ikinci başkenti ilan etti. 395 yılı ve sonrasına yani Roma yıkılana kadar, İstanbul ve Roma arasında iktidar kavgası devam etti. Detaya lütfen dikkat edelim: Bölge Doğu Roma'nın değil Roma İmparatorluğu'nun iki başkentinden biri... Kavga daha sonra "din" başlığı altında "kiliseler" arasında devam etti. Roma'dan gelen Papa'nın temsilcileri 1054 yılında "Ayasofya'ya" gelerek İstanbul Kilisesi'ni "aforoz" ettiler. Verdikleri mesaj çok açıktı: Yönetim Roma'dan yapılır. İstanbul bölgesi ve Anadolu bizim elimize geçtikten sonra da durum değişmedi. Avrupa ile bu topraklar arasındaki mücadele "Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet Türkiyemiz"de de devam etti. Bu kavga bugün "Avrupa uzantısı yerleşik düzen" ve "yeni Türkiye" arasında devam ediyor.